7 Aralık 2020 Pazartesi


     Merhaba sağlığına ve hayata önem verenler !

    Sağlık için, vücudumuzun ihtiyaç duyduğu kadar kalori, protein, vitamin, karbonhidrat, mineral, yağ gb. almalıyız. Eksik alırsak: bağışıklığı düşmüş ya da yorgun ve hastalanmaya daha müsait bir bedenimiz olur. Fazla alırsak da malum kilo ve  yine bedenimiz için olumsuz durumlar olabilir.

      E ne yapabiliriz o halde, zaten kendimizi tutamıyor ha bire ölçüsüz yiyoruz... Ne diyoruz ; hayatta her zaman ölçü ve denge, ölçü ve dengeyi kurmak için de bilinç ve bilgi gerekli. İşte bu tespit beslenmemiz için de gerekli 😉

    Ben beslenmem için, yukarıda fotoğrafını eklediğim excel tablosunda bilgileri bir araya topladım. Zaman içinde geliştirdim ve sağlığım için uygulamaya koydum. Artık tansiyonum dengede, kilom dengede, yorgun hissetmiyor ve daha zindeyim. Aslında en güzeli istediğim gibi kilo verebiliyorum çünkü bu tablo ile kalori, karbonhidrat kontrolü yapıyorum  hem de almam gereken diğer besinleri almaktan feragat etmeyerek. Bu çalışmam bilimsel verilerden yararlanarak hazırlanmış deneysel bir çalışmadır. Bu tabloyla beslenme planlaması yapabilir ve zamanla kilo verebilir sağlığınıza sizin de faydanız olur 😉

    Ben 2 yıldır uyguluyorum. Zaten sonrasında otomotikleşiyor ve tabloya bile ihtiyacımız kalmıyor. Matematiksel Beslenme oluyor herhalde bu durum 😁Üstelik ölçülü ve dengeli beslenme kültürünü edinince verdiğimiz kiloları tekrar almıyoruz. Zaten bu konuları ve tablomdaki bilgileri herkes biliyor. Ben sadece excel uygulaması yaptım. 😉

    Bu tabloyla ister Karbonhidrat diyeti yapın - ki benim favorim o - ister kalori hesabı yapın, isterseniz de yağ hesabı  vb. yapın, tablodaki verilere göre beslenme dengesini ayarlayabilir ve sağlıklı zayıflayabilirsiniz.

    Planlı yaşa, azimli ve umutlu ol, bilinçli ve sabırlı ol...Başarı ve kaliteli yaşam zaten gelir.

İsteyenlere tablomu mail ile gönderebilir ve nasıl kullanılacağını açıklarım. Şimdiye kadar çevremde birçok kişiye tablomu verdim 👍 sonuçlar = 👌👌👌


M.Teoman AK

2020 İzmir


teosos

 

 

Kafama göre Yazmaca

Talking to the Life

I locked the glooms inside of me
I cover them with illusionary sprig
Lean my back
and
Talking to the life

M.Teoman AK

DİKENLER ÇOCUK TİYATROSU

 

 

 

 

 

 

DİKENLER


ÇOCUK TİYATROSU

 

 

 

 

M. Teoman AK

2009 - İzmir

 

 

  

İLK SAHNE DEKOR


 








   GÖLET

KARGA KOSTÜMÜ: (Gaga, kanatlar siyah ve kollarının üzerinde)

2 BALIK KOSTÜMÜ: Gözlerinin olduğu yere pamuk olacak sahne 3 te. Beyaz  ve siyah poşet gerekli.

KARTON ARABA:   Camları  kesik. Başlar ve kollar görünecek şekilde. Taşınacak ve alttan ayaklı durması için

AĞAÇ MAKETİ :   3/5 ADET  +  AHŞAP ya da KARTON ÇİTLER

KARTON ya da GERÇEK ÇİÇEKLER BÜYÜK 8/10 Adet

 DİKENLER:  Orta boy 2 + 10 adet küçük çalı şeklinde

ÇÖP KUTUSU

KİLİM KÜÇÜK, PİKNİK SEPETİ

DERE: Dere dik olacak.

CİPS, KOLA, PAMUK, İĞNE, PORTAKAL KABUĞU, YUMURTA KABUKLARI, GAZETE PARÇALARI, ÇEKİRDEK, GOFRETLER, BALONLAR, PET SU ŞİŞELERİ, KOLONYA ŞİŞESİ, YUMURTA KABUKLARI, KOYU RENK ŞİŞELER, POŞET İÇİNDE ÇÖPLER, siyah poşet sazan için, değişik çöpler…

BARBİEyazısı (SAHNE 7 DE AĞAÇ GÖVDESİNE YAPIŞTIRILACAK. FON AĞAÇ GÖVDESİ RENGİNDE)

OYUNCULAR  14 Kişi (Oyuncu sayısı azaltılabilir)

KARAM (Karga)

FİLİZ

ÇİĞDEM

TÜLAY

EMRE

CEM

SAVAŞ

AKIN

ÇAĞLAR

VURAL

HAKAN

HALİL

SAZAN

ALABALIK

 

 

 

 

 

 

 

 

 

DİKENLER

SAHNE 1

Perde açılır. Ağaçların altındaki bankta uyuyakalmıştır FİLİZ. Yandaki çitlerin üzerinde de Karga KARAM uyukluyordur. Çiçekler ve temiz bir çevre vardır.(İki  adet büyük diken sahnenin önünde durmakta.)

FİLİZ birden uyanır. Doğrulup oturur. Seyircilere doğru bakarak (Seyircilere söylüyor gibi bir tavırla ve eliyle seyirciyi gösteriyor gibi)

FİLİZ:  Hey! Siz de nerden çıktınız? Ne işiniz var burada!

Yerinden kalkıp yavaşça sahnenin önüne doğru gelir ve oradaki iki dal dikene doğru eğilir.

FİLİZ: Aaaa! Ben sizi fark etmemişim. Demek ben uyurken büyüyüvermişsiniz.

Dikene doğru eğilir ve birini tutmak ister.

FİLİZ: Ayy! Elime battı!

EMRE, ağaçların arasından gelmiştir o ara ve FİLİZ’ i görür. FİLİZ’ in eline diken battığında söze başlar.

EMRE: Dikeni tutmaya çalışırsan eline batar tabii.

FİLİZ, bir yandan mızıklanır bir yandan da parmağına bakar.

FİLİZ: Dikensiz yerinden tutmak istedim. Bu dikenler yoktu burada. Uyumuş kalmışım. Bir uyandım karşımda duruyorlar!

EMRE: Onlar daha önceden vardı. Sen uyurken bu kadar büyümüş olamazlar. Sanki günlerdir burada uyuyorsun FİLİZ !

FİLİZ: Ne bileyim ?(Omuz silkerek)

Aynı esnada banka doğru ilerlerler ve otururlar. EMRE elini FİLİZ’ in eline uzatıp tutar.

EMRE: Bakayım bir, derinde değilse çıkarabilirim belki.

O an , CEM yanlarına gelir.

CEM: Merhaba arkadaşlar. Ne oldu  EMRE, el falımı bakıyorsun ? diyerek güler.

EMRE: FİLİZ’ in eline diken battı. Ona bakıyordum.

CEM: Arkadaş yardımlaşması, ne hoş… EMRE benim de sırtım ağrıyor, biraz masaj yapsana,  diyerek sırıtır ve omuzlarını esnetir.

EMRE: Saçmalama CEM!

Tam o an. KARAM da uyanmıştır. Heyecanla:

KARAM: Biri masaj mı yapıyor, hani nerde? Tüylerim kaskatı oldu, bakın uçamıyorum. Ben de isterim masaj ahhh…

Derken o anda geriye doğru düşer.

EMRE ve CEM gülerler. O ara Karam tekrar çite tüner. Ama FİLİZ sinirli bir şekilde.

FİLİZ : Of ya ! Benim elime diken battı, siz neler diyorsunuz? (KARAM’ a dönerek) Uçamamanın sebebi, bütün gün abur cubur yiyip  hiç hareket etmeden o çitte tünemen olmasın ,   KARAM.

KARAM, hariç hepsi gülerler. KARAM bozuntuya vermeden:

KARAM:  Tamam tamam. Gel yanıma uzun sivri gagamla çekip çıkarayım dikeni.

FİLİZ sevinerek ayağa kalkar.

FİLİZ: Aaa , evet gerçekten senin sivri bir gagan var KARAM!

EMRE: FİLİZ, sen de hiçbir ayrıntıya dikkat etmiyorsun. Dikenleri daha önce görmediğin gibi KARAM’ın gagasını da hiç fark etmemişsin.

CEM: FİLİZ, bak benim gagam yok. Belki fark etmemişsindir! ( gülerek ve dalga geçer bir ses tonuyla)

CEM ile KARAM gülmektedir. FİLİZ alıngan bir tavırla.

FİLİZ: Bence biriyle dalga geçmek, dikkatsiz olmaktan çok daha kötü bir şeydir.

EMRE: Bence de arkadaşlar!

CEM ve KARAM susarlar.

FİLİZ sahnede öne gelip seyirciye doğru :

FİLİZ: Ben dikkatsiz değilim. Sadece önemsiz şeyleri düşünmüyorum. Nasılsa beni ilgilendirmiyor. Benim dikkat etmediğim şeylere nasılsa birileri dikkat ediyordur. Hem dikeni görmemişim, gagana dikkat etmemişim ne önemi var.

FİLİZ geri döner ve sahneden koşarak çıkar. O çıkarken diğerleri de yavaş yavaş çıkışa doğru yürürler.

BALIKLAR SAHNESİ

Derede iki  balık SAZAN ve ALABALIK. Sazan heyecanla sudan çıkar.

SAZAN: Alabalık kardeşim, çabuk koş. Denizanası saldırısına uğradım imdaatttt !

ALABALIK kafasını çıkarır.

ALABALIK: Dur Sazan, sakin ol. Burası deniz değil ki denizanası saldırsın. Küçücük bir dere. Gel buraya kafana poşet geçmiş.

Kafasından poşeti çıkarıyorken suya dalarlar.

Balıklar oyunlarını oynarlarken o arada ARABA (içinde ÇAĞLAR ve VURAL) oradan geçerler geçerlerken bez parçaları ve poşetler atarlar. HALİL ve TÜLAY yürüyerek oradan geçerler ve biri gofret biri çubuk kraker poşeti atar.

  SAHNE 2

ÇİĞDEM koşarak sahneye gelir  .

ÇİĞDEM :  Sobeledim işte! Sobeledim işte! He heeeyyy! 

ÇİĞDEM’ in elinde pet su şişesi vardır. Biraz su içer.

ÇİĞDEM: Oh, çok susamışım!

Birden susar ÇİĞDEM ve parmağını kontrol etmeye başlar. O arada SAVAŞ yorulmuş bir halde (belli ki koşmuş) ÇİĞDEM’ in ardından sahneye girer. O arada ÇİĞDEM şişeyi yere bırakır. SAVAŞ de elindeki peçetelerle terini siler ve onları yere atar.

ÇİĞDEM: Olamaz!!!   Seni sobeleyeyim  derken elime ağaçtan bir şey battı!

SAVAŞ: Dur biraz dinlenip KARAM’ı çağırayım.

ÇİĞDEM: Neden?

SAVAŞ esprili ve abartılı bir söyleyişle:

SAVAŞ: Duydum ki KARAM bu işte ustaymış. Gagasını açıp kapayarak her şeyi tedavi edebiliyormuş yaaa.

ÇİĞDEM: Nasıl yani. (Şaşırarak)

SAVAŞ Gözlerini patlatarak ve ellerini başının iki yanında açarak:

SAVAŞ: İşte böyle, bööööööööö !!!!

ÇİĞDEM,  SAVAŞ ‘ın dalga geçtiğini anlayarak, SAVAŞ’ ı yakalamak ister. SAVAŞ gülerek kaçarken ÇİĞDEM bir süre peşinden koşar ve cebinden çıkardığı kırışmış parçalanmış kağıt peçeteleri sıkıp SAVAŞ’ a atar.

O arada AKIN gelir, KARAM da çite tüner. Uykudan yeni kalkmış hali vardır. AKIN şaşkın bir ifadeyle.

AKIN: Diğer ikinci dikeni de sen mi koparmaya çalıştın yoksa ÇİĞDEM? 

SAVAŞ gülmektedir.

ÇİĞDEM: Tabi ki hayır AKIN! (Kızgın bir sesle) saklambaç oynarken oldu. SAVAŞ’ ı sobelemek için ağaca elimi vurduğumda bir şey battı.

AKIN: Bu sefer KARAM’ a hiç söylemeyelim. Daha önce FİLİZ’ in elindeki dikeni çıkaramamıştı. Gagası uzun olduğu için ve gözlerinin görüşünü kapattığı için dikeni görememişti sanırım.(Aynı anda elini gaga gibi gösterip gözlerini şaşı yaparak KARAM’ ın taklidini yapar) Hepsi gülüşür.

KARAM’ ın  gözleri iyice açılır ve kızgın bir ifadeyle:

KARAM: Uçabilseydim gelirdim şimdi oraya. Gaga neymiş gösterirdim.

SAVAŞ: O kadar tembellik ediyorsun ki uçmaya uçmaya ,  uçmayı unuttun.

SAVAŞ ve AKIN gülerek beraberce:

SAVAŞ, AKIN: Uçamayan bir karga, derler. O sırada ÇİĞDEM araya girer.

 

ÇİĞDEM: Kuşlar, gagaları uzun olsa da her şeyi görebilirler ve ayrıca senin yaptığın gibi o şekilde bakmazlar. Karam abur cubur yemekten gözleri için gerekli olan besinleri alamamış demek ki.  Sanırım bu yüzden pek iyi göremiyor.

AKIN ,ÇİĞDEM’ in parmağına bakmaktadır.

AKIN: Bence sen de abur cuburlar yerine, iyi gıdalar ye ÇİĞDEM. Böylece gözlerin güçlenir kendini bu kadar yaralayıp durmazsın. Neyse iş bana düştü demek. Ama eve gidip kolonya ve pamuk getireyim.

AKIN kolonya, pamuk almak için evine doğru yönelir.

SAVAŞ , arkasından seslenir.

SAVAŞ: İğne ve şırınga getirmeyi unutma! Hem de en büyüklerinden  ancak o tedavi eder ÇİĞDEM’ i!

AKIN, KARAM güler.

ÇİĞDEM: Yaaaaaaa!

SAVAŞ ve ÇİĞDEM de yürüyerek sahneden çıkarlar.

PERDE KAPANIR

Bu arada yerlerdeki pet şişeler, kolonya şişesi, pamuklar, gazete parçaları, dikenler çoğaltılır.

 SAHNE 3

Sahnedeki çöpler artmıştır. Pet şişeleri, kolonya şişesi, pamuklar, gazete parçaları. Dikenler biraz daha çoğalmıştır. Yumurta kabukları (KARAM’ ın bulunduğu çitin altında)

BALIKLAR SAHNESİ

ALABALIK kafasını sudan çıkarıp SAZAN’ a seslenir.

ALABALIK: Sazan hadi uyan, saat kaç oldu? Güneş çoktan doğdu.

SAZAN: Yalan söyleme ALABALIK, daha her yer karanlık baksana.

ALABALIK: SAZAN’ cım gözlerine dinlendirsin diye patates koyup da unuttun mu yoksa? (es)  Dur bakayım. (es) gözlerine pamuk yapışmış. Makyajını temizlerken mi yapıştırdın ne yaptın? Çabuk git yıka gözlerini!

diyerek suya sokar SAZAN’ ı. O esnada KARAM gelir ve çitin üzerine konar. Yere bakar ve yumurta kabuklarını görür. Onlara bakarak:

KARAM: Gak gak, yumurtam sıcak, inanmazsan, gel de bak.(es-Karam şaşkın şaşkın yere doğru bakınır) Bunlar benim yumurtalarım mı?(es) Benim yumurtalarım var mıydı? (sesi korku dolu) (es) olamaz olamaz yavrularım neredesiniz!

Çitin üzerinde bir o tarafa bir bu tarafa gider gelir heyecanla.

KARAM: Dur bir dakika! Bu kadar çöplüğün içinde sıçan yavrusunu kaybetse bulamaz. Ben yumurtalarımı nasıl bulayım? Üstelik dikenler var, çoğalmışlar. Oh, olamaz !

KARAM düşer, bayılır.

 SAHNE 4

Çağlar, VURAL, HAKAN ve HALİL kartondan arabayla yavaş yavaş içeri girerler. Arkada oturan VURAL’ ın sol elinde küçük pet şişe, elini arabadan dışarı çıkarmıştır. Yanında HAKAN vardır. Çağlar da sol eliyle arabayı tutarken sağında HALİL elinde poşet ve içinde koyu renkli şişeler ve çöpler vardır.

ÇAĞLAR: Arabayı çekip gölgesinde dinleneceğimiz bir ağaç bulamadık yahu!

VURAL: Bak, şurası güzel görünüyor.

Arabayı park edip dışarı çıkarlar ellerinde koyu camlı şişe vardır. Çağlar poşeti bankın yanına koyar.

HAKAN: Radyo aç da dinleyelim HALİL.

HALİL, arabaya eğilip radyoyu açar. Radyoda “Türkiyem” türküsü çalmaktadır.

Baş koymuşum Türkiye'min yoluna
Düzlüğüne yokuşuna ölürüm
Asırlardır kır atımı suladım
Irmağının akışına ölürüm Türkiye'm
Ölürüm Türkiye'm
Ölürüm Türkiye'm heyy

Irmağının akışına ölürüm Türkiye'm
Ölürüm Türkiye'm
Ölürüm Türkiye'm hey hey hey hey heyy    

Ellerinde şişeler Türküyü söyleyip oynarlar.

Müzik bitince.

ÇAĞLAR: Memleketimiz ne güzel, ne kadar şanslıyız.

VURAL: Hakikatten ya, şu yeşile, şu dağlara bak mis gibi oh! diyerek derin bir nefes alır.

HAKAN: Böyle doğa, böyle manzara yok oldu mu bir daha yerine gelmez valla. İnşallah korurlar buraları. Baksanıza koca koca apartmanlar, buralara bile yapılmış.

ÇAĞLAR :  Haydi arkadaşlar ,gidelim artık. Haftaya bir daha geliriz buraya. Tam keyif alınacak yer burası.

Ellerindeki şişeleri de yere bırakırlar ve arabaya binip “Toprağına taşına ölürüm Türkiyem” türkü olarak söyleyerek sahneden çıkarlar. Araba ile giderlerken VURAL elindeki pet şişeyi camdan dışarı atar.

 

PERDE KAPANIR

O sırada yerlere patlamış balonlar, patlamış top ve diğer çöpler ilave edilir. Çöpler çoğaltılır.

 SAHNE 5

Perde açılmaya başlar. FİLİZ, ÇİĞDEM birlikte birer  adet balonla oynamaktadırlar ve ellerindeki iğneyle balonları patlatarak gülüşürler. Balon patlakları yerdedir. O anda Karam gelir ve çitin üzerine tüner.

ÇİĞDEM: Aaaa , bak FİLİZ! Bizim uçamayan kargamız Karam , buradaymış der gülerek.  Ama Karam o sırada ağlamaktadır.

FİLİZ: KARAM ne oldu sana? Neden ağlıyorsun?

KARAM ağlamaya devam etmektedir. TÜLAY da bir yandan aheste aheste sahneye gelmektedir. Elinde gofret onu paketinden çıkarmaktadır. Cebinde de gofretler vardır.

FİLİZ: KARAM söyle hadi, ne oldu?

KARAM: Yumurtalarımı bulamıyorum.(ağlayarak)

TÜLAY yanlarındadır ve bir yandan gofret yemektedir.

FİLİZ: Ne yumurtası, senin yumurtaların yoktu ki!

KARAM susar ve düşünmeye başlar. Sonra birden kanadını başına koyarak.

KARAM :  Oooo ,hayır olamaz! Bir tane şiir okudum. Sonra onun etkisinde kalıp yumurtalarım var diye düşündüm. Ah,  ne kadar da etkileyici bir şiirmiş ! ( etkilenmiş , yumuşak bir ses tonuyla)

KARAM hüzünlü hareketlerle yere bakar. O an TÜLAY, KARAM’ ın sırtını sıvazlar ve ona bir gofret verir.

TÜLAY: A,l kendine gelirsin.

KARAM hemen kendine gelir gofreti görünce. Heyecanlanır ve gofreti alıp yemeye başlar. TÜLAY, ÇİĞDEM ,FİLİZ gülüşürler.

TÜLAY: Gofret yer misiniz? FİLİZ ve ÇİĞDEM ’e  de gofret verir.

FİLİZ: Peki , seni bu kadar etkileyen şiir nasıl KARAM? Çok merak ettim.

KARAM :  Okuyayım ama sakın hüzünlenip ağlamayın.(es) Gak gak, yumurtam sıcak ,inanmazsan, gel de bak (hüzünlü bir sesle)

FİLİZ , ÇİĞDEM VE TÜLAY şaşkın bir halde  birbirlerine bakarlar.

ÇİĞDEM: KARAM, o şiiri sen yanlış biliyor olmayasın.

KARAM: Doğru olan şiir nasıl ki?

Çocuklar hep birlikte:

FİLİZ, ÇİĞDEM, TÜLAY:

                                    Karga karga gak dedi

                                    Çık şu dala bak dedi

                                    Çıktım baktım o dala

                                    Bu karga ne budala! Çocuklar gülerek kaçarlar. KARAM şaşkın bir şekilde bakınır. Bu arada şiiri okurken gofret paketlerini yerlere atmışlardır.

 SAHNE 6

Sahneye EMRE gelir. EMRE, banka oturur ve  meyve suyu içmeye başlar. Yanında çekirdek torbası vardır. Çekirdekleri çıtlatıp yere atmaktadır. O an FİLİZ ile CEM sahneye doğru yürümektedirler. Birinin elinde teneke içecek, diğerinde cips vardır.

FİLİZ: Burada dikenler çoğalmış sanki.

CEM: Evet,  haklısın.

KARAM EMRE ’e, FİLİZ ile CEM ’in kendisine yaptıklarını şikayet etmektedir.

KARAM: Benimle dalga geçtiler. FİLİZ bana “budala” dedi. (üzüntülü bir sesle)

FİLİZ bunu duyar. Hemen KARAM’ ın yanına doğru gelir.

FİLİZ: KARAM, canım arkadaşım benim. Ben sadece bir karga şarkısının sözlerini söyledim sana. Hem şaka yaptım. Ne olmuş?

KARAM: Ama CEM seninle dalga geçtiğinde öyle demiyordun. Nasıl da kızmıştın. Kendine yapılmasını istemediğin şeyi lütfen,  sen de başkasına yapma FİLİZ  !

Bu arada diğerleri çekirdek yemekte içeceklerini içmekte ve çöplerini yerlere atmaktadır.

EMRE: Evet ,  KARAM haklı FİLİZ. Geçen gün sen de CEM’ e   alınmıştın dalga geçiyor diye ve haklıydın da alınmakta. Ama bu sefer aynı şeyi sen yapmışsın.

FİLİZ biraz düşündükten sonra.

FİLİZ:  Evet , haklısınız arkadaşlar. İnsan başkasına yaptığı yanlışın, söylediği sözlerin kırıcı olabileceğinin farkına varmıyor. Kendime yapılınca kızdım. Ama sana yaptığımda hiç düşünmedim yanlış olabileceğini. Özür dilerim KARAM  .

 FİLİZ ile KARAM sarılırlar birbirlerine.

CEM: Ama itiraf etmeliyim. Bazen birbirini kırmak iyi oluyor. Yoksa başka zaman birbirimizden özür dilemek hiç aklımıza gelmiyor. Değil mi arkadaşlar?

FİLİZ, EMRE, KARAM: Evet , doğru.

CEM: Arkadaşlar bir oyun geldi aklıma, şimdi ne söylersek arkasından  “özür dilerim” ya da “teşekkür ederim” diyelim. Böylece bu sözlere alıştırmış oluruz kendimizi. 

EMRE, FİLİZ, KARAM: Tamam kabul!

CEM: Ben başlıyorum o zaman.(es) EMRE bana su verir misin? “ teşekkür ederim”

EMRE: CEM suyu Karam içti, özür dilerim.

Karam komik ve mutlu bir şekilde

KARAM: Hmmm!  EMRE su çok güzeldi, teşekkür ederim.

Hep birlikte gülerler.

PERDE KAPANIR

Sahne 7 öncesi  ilave çöpler, elma kabukları, portakal kabukları vb. konur ve çöpler her yere dağıtılır,   dikenler çoğaltılır. Bankın önüne bir sürü çekirdek kabuğu dökülür. Ağacın birinin gövdesine kocaman “BARBİE” yazısı yapıştırılır. Bank ters döndürülmüş. Çiçekler ezilmiştir.

SAHNE 7

BALIKLAR SAHNESİ

Deredeki Sazan sudan kafasını çıkarıp korkarak heyecanla bağırır.

SAZAN: Alabalık Alabalık, nerdesin göremiyorum. Olamaz kör oldum, kör oldum, imdaaat!

ALABALIK: Yahu gel buraya ,kafana poşet geçmiş gene, çıkarayım  diyerek suya dalarlar. Onlar suya dalarken araba gelir.

ÇAĞLAR, VURAL, HAKAN, HALİL arabayla sahneye girerler aynı anda  “Türkiyem” ( türkünün aynı kısmı)  türküsü çalmaktadır. O arada arabayı park ederler, arabadan inerler ve kimi havayı derince içine çeker ,kimi esneme hareketleri yapar. Biri elini gözünün üzerinde tutarak çevreyi seyreder. O sırada türkü bittiğinde sahnenin arkasından konuşmalar gelir.

FİLİZ, EMRE, CEM, ÇİĞDEM, TÜLAY, AKIN, SAVAŞ :

EMRE:  Ben kağıttan uçurtma da yapıp getirdim.

SAVAŞ: Ben de top aldım.

FİLİZ: Ama yere sermek için kilimimiz yok.

Aynı anda sahnenin kenarına varırlar.

TÜLAY: Ben getirdim kilim. Annem yeni yıkadı, tertemiz. Kirletmek yok ona göre. Sepetimi de aldım. Yiyeceklerimiz onun içinde.

CEM: Bayılıyorum piknik yapmaya. Ye, iç, oyna. Bunlardan daha güzel bir şey var mı zaten dünyada. Ben de çikolata getirdim hepimize.

Arabadakiler ellerinde şişeler, gelen sesleri dinliyor.

FİLİZ: Ben doğayı çok seviyorum. Ağaçları, çiçekleri….

EMRE: Dikenler hariç sanırım.

CEM: Bence onları da seviyor. Dokunmadan edemiyor.

FİLİZ: CEM, küseceğim ama senle  !

AKIN: Durun şimdi. Güzel güzel pikniğimizi yapalım, ondan sonra küsersiniz.

KARAM çitin üzerine konmuştur bu arada.

Sahnede piknik yapacakları yere gelirler ve birden hepsi şaşırmış ve üzgün bir şekilde durup ortalığı seyrederler. Ellerindekileri yere koyarlar. Bir süre sessizlikten sonra.

ÇİĞDEM: Şuraya bakar mısınız, her yer çöp içinde biz nereye oturup piknik yapacağız şimdi!

TÜLAY: Ay evet!  Nasıl da pisletmişler burayı. Ellerine ne geçtiyse atmışlar. Zavallı ağacın gövdesini de nasıl kazımışlar!

SAVAŞ: Bu amcalar kirletmiş baksanıza.  Elini arabadakilere doğru işaret ederek. Hepsi o tarafa bakarlar. Bunu duyan arabadakiler de çocuklara bakarlar.

HAKAN: Bana bak çocuk , biz daha yeni geldik buraya, hem bu “BARBİE” yazısını da mı biz yazdık?

Bir sessizlik olur.

AKIN: Ama yanınızda şişeler, poşetler getirmişsiniz, diğerlerini de siz atmışsınız belli.

VURAL: Tabi tabi biz buraya geldik, gofretlerimizi yedik, balonlarımızla oynadık sonra da patlatıp buraya attık.

ÇAĞLAR: Çocuklar bizim bıraktıklarımızla buraları kirlenmez ne olacak   ki bir iki şişe işte. Biz buralarda bile oturmuyoruz.

Çocuklar aralarında:

CEM: E , kim bu hale getirdi buraları?

FİLİZ: İnsanlar çöplerini buralara atmışlar hep.

ÇİĞDEM: Evet ,baksanıza ne hale getirmişler?

AKIN: Şeyyyy , SAVAŞ bu kolonya şişesi ve pamuklar benim elimden düşmüş y a da unutmuş olabilirim. Ama ÇİĞDEM in  eline kıymık batmıştı ondan.

SAVAŞ: Şuradaki de benim patlayan topum  ama patlamıştı zaten.

FİLİZ, ÇİĞDEM: Balonları biz atmış olabiliriz.

FİLİZ: Ama onlar zaten küçücükler .

EMRE: Bankın oradaki çekirdek kabuklarını da zaten karıncalar alıp götürüyorlar.

HEPSİ BİRDEN: Demek onları da sen attın .

EMRE utanır.

Arabadakiler konuşmaya başlar:

ÇAĞLAR: Çocuklar,  şurada bir keyiflenmeye geldik. Hem buraları mahvetmişsiniz hem de sohbetimizi bozdunuz.

VURAL,  hemen araya utangaç bir sesle girer.

VURAL: Bu pet şişeyi ben atmıştım sanırım.

HAKAN, HALİL: Şuradaki şişeleri biz bırakmıştık. Kırılmış onlar da.

KARAM : O kırık camlarla da ağaca “BARBİE” yazısını sen yazmıştın ÇİĞDEM, peçeteleri de SAVAŞ’ın peşinden koşarken mermi niyetine kullanmıştın hatırlasana. ( kinayeli bir tavırla)

ÇİĞDEM utanır. Bu sessizlikte  KARAM konuşmaya başlar:

KARAM: Arkadaşlar! Siz insanlar, yanlışları yaparken fark etmiyorsunuz. Bu çöplerin hepsini de siz attınız ve sonuçta etraf bu hale gelene kadar yaptığınız yanlışı anlamadınız. Suçu hep başkalarına atıyorsunuz. Başkalarının hatalarını görüyor kendi hatalarınızı görmüyorsunuz. Buraya ilk geldiğinizde ne dediniz “ Burayı kim bu hale getirdi? ” diye sordunuz. Oysa burayı bu hale getiren sizsiniz. Öğrendiğiniz şeyleri uygulayamıyorsunuz. Hem doğayı çok seviyor hem de kirletiyorsunuz. Buradaki büyükler de size böyle kötü örnek oluyorlar işte.

Arabadakiler de utanır.

EMRE: Haklısın KARAM ve burası bizi uyarmıştı aslında. Bize ceza vermek istercesine dikenler devamlı çoğalıyordu. Çevrenin, toprağın kendini savunmasıydı sanki bu dikenler. Bizi korkutup kaçırmak istediler belki de. Biz fark etmeden doğaya savaş açmışız ve doğa da bize karşı silah gibi bu dikenleri kullanıyor kendini savunmak için.

TÜLAY: Biz doğaya açtığımız savaşla sadece kendimize zarar veriyoruz. Bak,  şimdi oturacak bir yer bile bulamıyoruz.

CEM: Evet etrafı kirlettiğimiz için bu yer bize çok kızmış olmalı.

 Sessizlik olunca suçlayıcı bir tavırla KARAM lafa girer:

KARAM: Ayrıca sizin yüzünüzden, onca saat yumurtalarımı aradım. Bu kadar çöp olmasaydı etrafta aramama gerek kalmazdı.

Çocuklar hep birlikte şaşkınlıkla birbirlerine bakarlar. Bazısı da kikirder.

EMRE: Şuranın görüntüsüne bakın hiç hoş değil. Ayrıntılar çok önemli işte arkadaşlar. Bizim için küçük bir şey gün gelip kocaman bir sorun olabiliyormuş demek. Attığım çekirdek kabukları gibi.

FİLİZ :  Ben bir daha hiç bir şey atmayacağım yerlere. Küçücük bir çöp bile.

CEM: Arkadaşlar özür dilemeyi öğrenmiştik. O halde şimdi elimize eldivenleri geçirip bu çöpleri temizlemeliyiz. Böylece özür dilemiş oluruz.

Çağlar birden elini kaldırıp:

ÇAĞLAR: Durun çocuklar! Madem size hep kötü örnek oluyoruz, bu defa da iyi örnek olalım ve çöplerimizi biz de toplayalım.

 VURAL, HAKAN, HALİL : Haydi,  o zaman başlayalım!

Çocuklar, alkışlayarak sevinirler.

FİLİZ :  Bir dakika  bir dakika ! Amaaaaa önce hep birlikteeeeeee :

Aynı anda çocuklar el ele tutuşurlar. Beraberce bağırırlarken aynı anda hafiften müzik girer.

ÇOCUKLAR: Doğa senden özür dileriz. Memleketim senden özür dileriz (2 defa)

Müzik hafiften çalmaya devam eder.

Sonra ayrılırlar sahneye dağılırlar. ÇİĞDEM kazıdığı ağacın önüne gelir.

ÇİĞDEM: Ağaç, senden özür dilerim!

FİLİZ: Toprak ,senden özür dilerim!

EMRE: Güzel mahallem ,senden özür dilerim!

AKIN: Bank.senden özür dilerim! (Bankın önüne gelerek)

SAVAŞ: Çiçekler ,sizden özür dilerim. (çiçeklerin eskiden olduğu yere gelerek)

TÜLAY: Küçük dere ,senden özür dilerim.

CEM TÜLAY’ın  yanına gelerek:

CEM: Ben de özür dilerim.

Sonra hep beraber tekrar ele ele tutuşurlar .

EMRE : Haydi ,arkadaşlar ! Şimdi hep beraber:  “GÜZEL EVİM ÇANAKKALE, SEVGİLİ YURDUM TÜRKİYE! SÖZ VERİYORUZ YEŞİLİNİ, SUYUNU, TOPRAĞINI DAİMA KORUYACAĞIZ.”

FİLİZ seyircilerden de katılmalarını isterler.

FİLİZ: Sevgili Çanakkaleliler hep beraber söz verelim. Biz söyleyeceğiz,  siz de tekrar edin lütfen.

Oyuncular hep birlikte:

OYUNCULAR: GÜZEL EVİM ÇANAKKALE

SEYİRCİLER: AYNISI

OYUNCULAR: SEVGİLİ YURDUM TÜRKİYE

SEYİRCİLER: AYNISI

OYUNCULAR: SÖZ VERİYORUZ

SEYİRCİLER: AYNISI

OYUNCULAR: YEŞİLİNİ

SEYİRCİLER: AYNISI

OYUNCULAR: SUYUNU

SEYİRCİLER: AYNISI

OYUNCULAR: TOPRAĞINI

SEYİRCİLER: AYNISI

OYUNCULAR: DAİMA KORUYACAĞIZ

SEYİRCİLER: AYNISI

O esnada Ayten ALPMAN ‘dan ya da Yonca Lodi’ den “Memleketim” şarkısı çalınmaya başlar ve oyuncular el ele bu şarkıyı sanatçıyla  söylerler.

 

 

Yazan: M. Teoman AK

2009- İzmir


Kafama Göre Yazmaca