DİKENLER
ÇOCUK
TİYATROSU
M. Teoman
AK
2009 - İzmir
İLK SAHNE DEKOR
KARGA KOSTÜMÜ: (Gaga, kanatlar siyah ve kollarının
üzerinde)
2 BALIK KOSTÜMÜ: Gözlerinin olduğu yere pamuk
olacak sahne 3’ te. Beyaz ve
siyah poşet gerekli.
KARTON ARABA: Camları
kesik. Başlar ve kollar görünecek
şekilde. Taşınacak ve alttan ayaklı durması için
AĞAÇ MAKETİ : 3/5
ADET +
AHŞAP ya da KARTON ÇİTLER
KARTON ya da GERÇEK ÇİÇEKLER BÜYÜK 8/10 Adet
DİKENLER:
Orta boy 2 + 10 adet küçük çalı şeklinde
ÇÖP KUTUSU
KİLİM KÜÇÜK, PİKNİK SEPETİ
DERE: Dere dik olacak.
CİPS, KOLA, PAMUK, İĞNE, PORTAKAL KABUĞU,
YUMURTA KABUKLARI, GAZETE PARÇALARI, ÇEKİRDEK, GOFRETLER, BALONLAR, PET SU
ŞİŞELERİ, KOLONYA ŞİŞESİ, YUMURTA KABUKLARI, KOYU RENK ŞİŞELER, POŞET İÇİNDE
ÇÖPLER, siyah poşet sazan için, değişik çöpler…
“BARBİE” yazısı (SAHNE 7 ’ DE AĞAÇ GÖVDESİNE YAPIŞTIRILACAK. FON AĞAÇ GÖVDESİ RENGİNDE)
OYUNCULAR 14 Kişi (Oyuncu sayısı azaltılabilir)
KARAM (Karga)
FİLİZ
ÇİĞDEM
TÜLAY
EMRE
CEM
SAVAŞ
AKIN
ÇAĞLAR
VURAL
HAKAN
HALİL
SAZAN
ALABALIK
DİKENLER
SAHNE 1
Perde açılır. Ağaçların
altındaki bankta uyuyakalmıştır FİLİZ. Yandaki çitlerin üzerinde de Karga KARAM
uyukluyordur. Çiçekler ve temiz bir çevre vardır.(İki adet büyük diken sahnenin önünde durmakta.)
FİLİZ birden uyanır. Doğrulup
oturur. Seyircilere doğru bakarak (Seyircilere söylüyor gibi bir tavırla ve
eliyle seyirciyi gösteriyor gibi)
FİLİZ: Hey! Siz de nerden çıktınız? Ne işiniz var
burada!
Yerinden kalkıp yavaşça sahnenin
önüne doğru gelir ve oradaki iki dal dikene doğru eğilir.
FİLİZ:
Aaaa! Ben sizi fark etmemişim. Demek ben uyurken büyüyüvermişsiniz.
Dikene doğru eğilir ve
birini tutmak ister.
FİLİZ:
Ayy! Elime battı!
EMRE, ağaçların arasından
gelmiştir o ara ve FİLİZ’ i görür. FİLİZ’ in eline diken battığında söze
başlar.
EMRE:
Dikeni tutmaya çalışırsan eline batar tabii.
FİLİZ, bir yandan mızıklanır
bir yandan da parmağına bakar.
FİLİZ:
Dikensiz yerinden tutmak istedim. Bu dikenler yoktu burada. Uyumuş kalmışım.
Bir uyandım karşımda duruyorlar!
EMRE:
Onlar daha önceden vardı. Sen uyurken bu kadar büyümüş olamazlar. Sanki
günlerdir burada uyuyorsun FİLİZ !
FİLİZ:
Ne bileyim ?(Omuz silkerek)
Aynı esnada banka doğru
ilerlerler ve otururlar. EMRE elini FİLİZ’ in eline uzatıp tutar.
EMRE:
Bakayım bir, derinde değilse çıkarabilirim belki.
O an , CEM yanlarına gelir.
CEM:
Merhaba arkadaşlar. Ne oldu EMRE, el
falımı bakıyorsun ? diyerek güler.
EMRE:
FİLİZ’ in eline diken battı. Ona bakıyordum.
CEM:
Arkadaş yardımlaşması, ne hoş… EMRE benim de sırtım ağrıyor, biraz masaj
yapsana, diyerek sırıtır ve omuzlarını
esnetir.
EMRE:
Saçmalama CEM!
Tam o an. KARAM da
uyanmıştır. Heyecanla:
KARAM:
Biri masaj mı yapıyor, hani nerde? Tüylerim kaskatı oldu, bakın uçamıyorum. Ben
de isterim masaj ahhh…
Derken o anda geriye doğru
düşer.
EMRE ve CEM gülerler. O ara
Karam tekrar çite tüner. Ama FİLİZ sinirli bir şekilde.
FİLİZ : Of ya ! Benim elime diken battı, siz neler diyorsunuz? (KARAM’ a
dönerek) Uçamamanın sebebi, bütün gün abur cubur yiyip hiç hareket etmeden o çitte tünemen olmasın , KARAM.
KARAM, hariç hepsi gülerler.
KARAM bozuntuya vermeden:
KARAM:
Tamam tamam. Gel yanıma uzun sivri gagamla
çekip çıkarayım dikeni.
FİLİZ sevinerek ayağa
kalkar.
FİLİZ:
Aaa , evet gerçekten senin sivri bir gagan var KARAM!
EMRE:
FİLİZ, sen de hiçbir ayrıntıya dikkat etmiyorsun. Dikenleri daha önce
görmediğin gibi KARAM’ın gagasını da hiç fark etmemişsin.
CEM:
FİLİZ, bak benim gagam yok. Belki fark etmemişsindir! ( gülerek ve dalga geçer
bir ses tonuyla)
CEM ile KARAM gülmektedir. FİLİZ
alıngan bir tavırla.
FİLİZ:
Bence biriyle dalga geçmek, dikkatsiz olmaktan çok daha kötü bir şeydir.
EMRE:
Bence de arkadaşlar!
CEM ve KARAM susarlar.
FİLİZ sahnede öne gelip
seyirciye doğru :
FİLİZ:
Ben dikkatsiz değilim. Sadece önemsiz şeyleri düşünmüyorum. Nasılsa beni
ilgilendirmiyor. Benim dikkat etmediğim şeylere nasılsa birileri dikkat
ediyordur. Hem dikeni görmemişim, gagana dikkat etmemişim ne önemi var.
FİLİZ geri döner ve sahneden
koşarak çıkar. O çıkarken diğerleri de yavaş yavaş çıkışa doğru yürürler.
BALIKLAR SAHNESİ
Derede iki balık SAZAN ve ALABALIK. Sazan heyecanla sudan
çıkar.
SAZAN:
Alabalık kardeşim, çabuk koş. Denizanası saldırısına uğradım imdaatttt !
ALABALIK kafasını çıkarır.
ALABALIK: Dur Sazan, sakin ol. Burası deniz değil ki denizanası saldırsın.
Küçücük bir dere. Gel buraya kafana poşet geçmiş.
Kafasından poşeti
çıkarıyorken suya dalarlar.
Balıklar oyunlarını
oynarlarken o arada ARABA (içinde ÇAĞLAR ve VURAL) oradan geçerler geçerlerken
bez parçaları ve poşetler atarlar. HALİL ve TÜLAY yürüyerek oradan geçerler ve
biri gofret biri çubuk kraker poşeti atar.
ÇİĞDEM koşarak sahneye gelir
.
ÇİĞDEM : Sobeledim işte! Sobeledim
işte! He heeeyyy!
ÇİĞDEM’ in elinde pet su
şişesi vardır. Biraz su içer.
ÇİĞDEM: Oh, çok susamışım!
Birden susar ÇİĞDEM ve
parmağını kontrol etmeye başlar. O arada SAVAŞ yorulmuş bir halde (belli ki
koşmuş) ÇİĞDEM’ in ardından sahneye girer. O arada ÇİĞDEM şişeyi yere bırakır. SAVAŞ
de elindeki peçetelerle terini siler ve onları yere atar.
ÇİĞDEM: Olamaz!!! Seni sobeleyeyim derken elime ağaçtan bir şey battı!
SAVAŞ:
Dur biraz dinlenip KARAM’ı çağırayım.
ÇİĞDEM:
Neden?
SAVAŞ esprili ve abartılı
bir söyleyişle:
SAVAŞ:
Duydum ki KARAM bu işte ustaymış. Gagasını açıp kapayarak her şeyi tedavi
edebiliyormuş yaaa.
ÇİĞDEM:
Nasıl yani. (Şaşırarak)
SAVAŞ Gözlerini patlatarak
ve ellerini başının iki yanında açarak:
SAVAŞ:
İşte böyle, bööööööööö !!!!
ÇİĞDEM, SAVAŞ ‘ın dalga geçtiğini anlayarak, SAVAŞ’ ı
yakalamak ister. SAVAŞ gülerek kaçarken ÇİĞDEM bir süre peşinden koşar ve
cebinden çıkardığı kırışmış parçalanmış kağıt peçeteleri sıkıp SAVAŞ’ a atar.
O arada AKIN gelir, KARAM da
çite tüner. Uykudan yeni kalkmış hali vardır. AKIN şaşkın bir ifadeyle.
AKIN:
Diğer ikinci dikeni de sen mi koparmaya çalıştın yoksa ÇİĞDEM?
SAVAŞ gülmektedir.
ÇİĞDEM:
Tabi ki hayır AKIN! (Kızgın bir sesle) saklambaç oynarken oldu. SAVAŞ’ ı sobelemek
için ağaca elimi vurduğumda bir şey battı.
AKIN:
Bu sefer KARAM’ a hiç söylemeyelim. Daha önce FİLİZ’ in elindeki dikeni
çıkaramamıştı. Gagası uzun olduğu için ve gözlerinin görüşünü kapattığı için dikeni
görememişti sanırım.(Aynı anda elini gaga gibi gösterip gözlerini şaşı yaparak KARAM’
ın taklidini yapar) Hepsi gülüşür.
KARAM’ ın gözleri iyice açılır ve kızgın bir ifadeyle:
KARAM: Uçabilseydim gelirdim şimdi
oraya. Gaga neymiş gösterirdim.
SAVAŞ: O kadar tembellik ediyorsun
ki uçmaya uçmaya , uçmayı unuttun.
SAVAŞ ve AKIN gülerek
beraberce:
SAVAŞ, AKIN: Uçamayan bir karga, derler.
O sırada ÇİĞDEM araya girer.
ÇİĞDEM:
Kuşlar, gagaları uzun olsa da her şeyi görebilirler ve ayrıca senin yaptığın
gibi o şekilde bakmazlar. Karam abur cubur yemekten gözleri için gerekli olan
besinleri alamamış demek ki. Sanırım bu
yüzden pek iyi göremiyor.
AKIN ,ÇİĞDEM’ in parmağına
bakmaktadır.
AKIN:
Bence sen de abur cuburlar yerine, iyi gıdalar ye ÇİĞDEM. Böylece gözlerin
güçlenir kendini bu kadar yaralayıp durmazsın. Neyse iş bana düştü demek. Ama eve
gidip kolonya ve pamuk getireyim.
AKIN kolonya, pamuk almak
için evine doğru yönelir.
SAVAŞ , arkasından seslenir.
SAVAŞ:
İğne ve şırınga getirmeyi unutma! Hem de en büyüklerinden ancak o tedavi eder ÇİĞDEM’ i!
AKIN, KARAM güler.
ÇİĞDEM:
Yaaaaaaa!
SAVAŞ ve ÇİĞDEM de yürüyerek
sahneden çıkarlar.
PERDE
KAPANIR
Bu arada yerlerdeki pet
şişeler, kolonya şişesi, pamuklar, gazete parçaları, dikenler çoğaltılır.
Sahnedeki çöpler artmıştır.
Pet şişeleri, kolonya şişesi, pamuklar, gazete parçaları. Dikenler biraz daha
çoğalmıştır. Yumurta kabukları (KARAM’ ın bulunduğu çitin altında)
BALIKLAR SAHNESİ
ALABALIK kafasını sudan
çıkarıp SAZAN’ a seslenir.
ALABALIK: Sazan hadi uyan,
saat kaç oldu? Güneş çoktan doğdu.
SAZAN: Yalan söyleme
ALABALIK, daha her yer karanlık baksana.
ALABALIK: SAZAN’ cım gözlerine dinlendirsin diye patates koyup da unuttun mu
yoksa? (es) Dur bakayım. (es) gözlerine
pamuk yapışmış. Makyajını temizlerken mi yapıştırdın ne yaptın? Çabuk git yıka
gözlerini!
diyerek suya sokar SAZAN’ ı.
O esnada KARAM gelir ve çitin üzerine konar. Yere bakar ve yumurta kabuklarını
görür. Onlara bakarak:
KARAM:
Gak gak, yumurtam sıcak, inanmazsan, gel de bak.(es-Karam şaşkın şaşkın yere
doğru bakınır) Bunlar benim yumurtalarım mı?(es) Benim yumurtalarım var mıydı?
(sesi korku dolu) (es) olamaz olamaz yavrularım neredesiniz!
Çitin üzerinde bir o tarafa
bir bu tarafa gider gelir heyecanla.
KARAM:
Dur bir dakika! Bu kadar çöplüğün içinde sıçan yavrusunu kaybetse bulamaz. Ben
yumurtalarımı nasıl bulayım? Üstelik dikenler var, çoğalmışlar. Oh, olamaz !
KARAM düşer, bayılır.
Çağlar, VURAL, HAKAN ve HALİL
kartondan arabayla yavaş yavaş içeri girerler. Arkada oturan VURAL’ ın sol elinde
küçük pet şişe, elini arabadan dışarı çıkarmıştır. Yanında HAKAN vardır. Çağlar
da sol eliyle arabayı tutarken sağında HALİL elinde poşet ve içinde koyu renkli
şişeler ve çöpler vardır.
ÇAĞLAR: Arabayı çekip gölgesinde dinleneceğimiz bir ağaç bulamadık yahu!
VURAL:
Bak, şurası güzel görünüyor.
Arabayı park edip dışarı çıkarlar
ellerinde koyu camlı şişe vardır. Çağlar poşeti bankın yanına koyar.
HAKAN:
Radyo aç da dinleyelim HALİL.
HALİL, arabaya eğilip
radyoyu açar. Radyoda “Türkiyem” türküsü çalmaktadır.
Baş koymuşum
Türkiye'min yoluna
Düzlüğüne yokuşuna ölürüm
Asırlardır kır atımı suladım
Irmağının akışına ölürüm Türkiye'm
Ölürüm Türkiye'm
Ölürüm Türkiye'm heyy
Irmağının akışına
ölürüm Türkiye'm
Ölürüm Türkiye'm
Ölürüm Türkiye'm hey hey hey hey heyy
Ellerinde şişeler
Türküyü söyleyip oynarlar.
Müzik bitince.
ÇAĞLAR: Memleketimiz ne güzel, ne kadar şanslıyız.
VURAL: Hakikatten ya, şu yeşile, şu dağlara bak mis gibi oh! diyerek derin
bir nefes alır.
HAKAN: Böyle doğa, böyle manzara yok oldu mu bir daha yerine gelmez valla.
İnşallah korurlar buraları. Baksanıza koca koca apartmanlar, buralara bile
yapılmış.
ÇAĞLAR : Haydi arkadaşlar ,gidelim artık.
Haftaya bir daha geliriz buraya. Tam keyif alınacak yer burası.
Ellerindeki şişeleri de yere bırakırlar ve arabaya binip “Toprağına taşına
ölürüm Türkiyem” türkü olarak söyleyerek sahneden çıkarlar. Araba ile
giderlerken VURAL elindeki pet şişeyi camdan dışarı atar.
PERDE
KAPANIR
O sırada yerlere patlamış
balonlar, patlamış top ve diğer çöpler ilave edilir. Çöpler çoğaltılır.
Perde açılmaya başlar. FİLİZ,
ÇİĞDEM birlikte birer adet balonla
oynamaktadırlar ve ellerindeki iğneyle balonları patlatarak gülüşürler. Balon
patlakları yerdedir. O anda Karam gelir ve çitin üzerine tüner.
ÇİĞDEM:
Aaaa , bak FİLİZ! Bizim uçamayan kargamız Karam , buradaymış der gülerek. Ama Karam o sırada ağlamaktadır.
FİLİZ:
KARAM ne oldu sana? Neden ağlıyorsun?
KARAM ağlamaya devam
etmektedir. TÜLAY da bir yandan aheste aheste sahneye gelmektedir. Elinde
gofret onu paketinden çıkarmaktadır. Cebinde de gofretler vardır.
FİLİZ:
KARAM söyle hadi, ne oldu?
KARAM:
Yumurtalarımı bulamıyorum.(ağlayarak)
TÜLAY yanlarındadır ve bir
yandan gofret yemektedir.
FİLİZ:
Ne yumurtası, senin yumurtaların yoktu ki!
KARAM susar ve düşünmeye
başlar. Sonra birden kanadını başına koyarak.
KARAM
: Oooo ,hayır olamaz! Bir tane şiir
okudum. Sonra onun etkisinde kalıp yumurtalarım var diye düşündüm. Ah, ne kadar da etkileyici bir şiirmiş ! (
etkilenmiş , yumuşak bir ses tonuyla)
KARAM hüzünlü hareketlerle
yere bakar. O an TÜLAY, KARAM’ ın sırtını sıvazlar ve ona bir gofret verir.
TÜLAY:
A,l kendine gelirsin.
KARAM hemen kendine gelir
gofreti görünce. Heyecanlanır ve gofreti alıp yemeye başlar. TÜLAY, ÇİĞDEM ,FİLİZ
gülüşürler.
TÜLAY: Gofret yer misiniz? FİLİZ
ve ÇİĞDEM ’e de gofret verir.
FİLİZ:
Peki , seni bu kadar etkileyen şiir nasıl KARAM? Çok merak ettim.
KARAM
: Okuyayım ama sakın hüzünlenip
ağlamayın.(es) Gak gak, yumurtam sıcak ,inanmazsan, gel de bak (hüzünlü bir
sesle)
FİLİZ , ÇİĞDEM VE TÜLAY
şaşkın bir halde birbirlerine bakarlar.
ÇİĞDEM:
KARAM, o şiiri sen yanlış biliyor olmayasın.
KARAM:
Doğru olan şiir nasıl ki?
Çocuklar hep birlikte:
FİLİZ, ÇİĞDEM, TÜLAY:
Karga karga gak dedi
Çık
şu dala bak dedi
Çıktım
baktım o dala
Bu
karga ne budala! Çocuklar gülerek kaçarlar. KARAM şaşkın bir şekilde bakınır.
Bu arada şiiri okurken gofret paketlerini yerlere atmışlardır.
Sahneye EMRE gelir. EMRE, banka
oturur ve meyve suyu içmeye başlar. Yanında
çekirdek torbası vardır. Çekirdekleri çıtlatıp yere atmaktadır. O an FİLİZ ile CEM
sahneye doğru yürümektedirler. Birinin elinde teneke içecek, diğerinde cips vardır.
FİLİZ:
Burada dikenler çoğalmış sanki.
CEM:
Evet, haklısın.
KARAM EMRE ’e, FİLİZ ile CEM
’in kendisine yaptıklarını şikayet etmektedir.
KARAM:
Benimle dalga geçtiler. FİLİZ bana “budala” dedi. (üzüntülü bir sesle)
FİLİZ bunu duyar. Hemen
KARAM’ ın yanına doğru gelir.
FİLİZ:
KARAM, canım arkadaşım benim. Ben sadece bir karga şarkısının sözlerini
söyledim sana. Hem şaka yaptım. Ne olmuş?
KARAM:
Ama CEM seninle dalga geçtiğinde öyle demiyordun. Nasıl da kızmıştın. Kendine
yapılmasını istemediğin şeyi lütfen, sen
de başkasına yapma FİLİZ !
Bu arada diğerleri çekirdek
yemekte içeceklerini içmekte ve çöplerini yerlere atmaktadır.
EMRE:
Evet , KARAM haklı FİLİZ. Geçen gün sen
de CEM’ e alınmıştın dalga geçiyor diye ve haklıydın da
alınmakta. Ama bu sefer aynı şeyi sen yapmışsın.
FİLİZ biraz düşündükten
sonra.
FİLİZ:
Evet , haklısınız arkadaşlar. İnsan
başkasına yaptığı yanlışın, söylediği sözlerin kırıcı olabileceğinin farkına
varmıyor. Kendime yapılınca kızdım. Ama sana yaptığımda hiç düşünmedim yanlış
olabileceğini. Özür dilerim KARAM .
FİLİZ ile KARAM sarılırlar birbirlerine.
CEM:
Ama itiraf etmeliyim. Bazen birbirini kırmak iyi oluyor. Yoksa başka zaman
birbirimizden özür dilemek hiç aklımıza gelmiyor. Değil mi arkadaşlar?
FİLİZ, EMRE, KARAM: Evet , doğru.
CEM:
Arkadaşlar bir oyun geldi aklıma, şimdi ne söylersek arkasından “özür dilerim” ya da “teşekkür ederim”
diyelim. Böylece bu sözlere alıştırmış oluruz kendimizi.
EMRE, FİLİZ, KARAM: Tamam kabul!
CEM:
Ben başlıyorum o zaman.(es) EMRE bana su verir misin? “ teşekkür ederim”
EMRE:
CEM suyu Karam içti, özür dilerim.
Karam komik ve mutlu bir
şekilde
KARAM:
Hmmm! EMRE su çok güzeldi, teşekkür
ederim.
Hep birlikte gülerler.
PERDE
KAPANIR
Sahne 7 öncesi ilave çöpler, elma kabukları, portakal
kabukları vb. konur ve çöpler her yere dağıtılır, dikenler çoğaltılır. Bankın önüne bir sürü
çekirdek kabuğu dökülür. Ağacın birinin gövdesine kocaman “BARBİE” yazısı yapıştırılır. Bank ters döndürülmüş. Çiçekler ezilmiştir.
SAHNE 7
BALIKLAR SAHNESİ
Deredeki Sazan sudan kafasını
çıkarıp korkarak heyecanla bağırır.
SAZAN: Alabalık Alabalık,
nerdesin göremiyorum. Olamaz kör oldum, kör oldum, imdaaat!
ALABALIK: Yahu gel buraya ,kafana
poşet geçmiş gene, çıkarayım diyerek
suya dalarlar. Onlar suya dalarken araba gelir.
ÇAĞLAR, VURAL, HAKAN, HALİL
arabayla sahneye girerler aynı anda “Türkiyem” ( türkünün aynı kısmı) türküsü çalmaktadır. O arada arabayı park
ederler, arabadan inerler ve kimi havayı derince içine çeker ,kimi esneme
hareketleri yapar. Biri elini gözünün üzerinde tutarak çevreyi seyreder. O
sırada türkü bittiğinde sahnenin arkasından konuşmalar gelir.
FİLİZ, EMRE, CEM, ÇİĞDEM, TÜLAY,
AKIN, SAVAŞ :
EMRE: Ben kağıttan uçurtma da yapıp getirdim.
SAVAŞ:
Ben de top aldım.
FİLİZ:
Ama yere sermek için kilimimiz yok.
Aynı anda sahnenin kenarına
varırlar.
TÜLAY:
Ben getirdim kilim. Annem yeni yıkadı, tertemiz. Kirletmek yok ona göre. Sepetimi
de aldım. Yiyeceklerimiz onun içinde.
CEM:
Bayılıyorum piknik yapmaya. Ye, iç, oyna. Bunlardan daha güzel bir şey var mı
zaten dünyada. Ben de çikolata getirdim hepimize.
Arabadakiler ellerinde şişeler,
gelen sesleri dinliyor.
FİLİZ:
Ben doğayı çok seviyorum. Ağaçları, çiçekleri….
EMRE:
Dikenler hariç sanırım.
CEM:
Bence onları da seviyor. Dokunmadan edemiyor.
FİLİZ:
CEM, küseceğim ama senle !
AKIN:
Durun şimdi. Güzel güzel pikniğimizi yapalım, ondan sonra küsersiniz.
KARAM çitin üzerine
konmuştur bu arada.
Sahnede piknik yapacakları
yere gelirler ve birden hepsi şaşırmış ve üzgün bir şekilde durup ortalığı
seyrederler. Ellerindekileri yere koyarlar. Bir süre sessizlikten sonra.
ÇİĞDEM:
Şuraya bakar mısınız, her yer çöp içinde biz nereye oturup piknik yapacağız
şimdi!
TÜLAY:
Ay evet! Nasıl da pisletmişler burayı. Ellerine
ne geçtiyse atmışlar. Zavallı ağacın gövdesini de nasıl kazımışlar!
SAVAŞ:
Bu amcalar kirletmiş baksanıza. Elini
arabadakilere doğru işaret ederek. Hepsi o tarafa bakarlar. Bunu duyan arabadakiler
de çocuklara bakarlar.
HAKAN:
Bana bak çocuk , biz daha yeni geldik buraya, hem bu “BARBİE” yazısını da mı
biz yazdık?
Bir sessizlik olur.
AKIN:
Ama yanınızda şişeler, poşetler getirmişsiniz, diğerlerini de siz atmışsınız
belli.
VURAL:
Tabi tabi biz buraya geldik, gofretlerimizi yedik, balonlarımızla oynadık sonra
da patlatıp buraya attık.
ÇAĞLAR: Çocuklar bizim bıraktıklarımızla buraları kirlenmez ne olacak ki bir
iki şişe işte. Biz buralarda bile oturmuyoruz.
Çocuklar aralarında:
CEM:
E , kim bu hale getirdi buraları?
FİLİZ:
İnsanlar çöplerini buralara atmışlar hep.
ÇİĞDEM: Evet ,baksanıza ne hale getirmişler?
AKIN:
Şeyyyy , SAVAŞ bu kolonya şişesi ve pamuklar benim elimden düşmüş y a da
unutmuş olabilirim. Ama ÇİĞDEM in eline
kıymık batmıştı ondan.
SAVAŞ:
Şuradaki de benim patlayan topum ama
patlamıştı zaten.
FİLİZ, ÇİĞDEM: Balonları biz atmış olabiliriz.
FİLİZ:
Ama onlar zaten küçücükler .
EMRE:
Bankın oradaki çekirdek kabuklarını da zaten karıncalar alıp götürüyorlar.
HEPSİ BİRDEN: Demek onları da sen attın .
EMRE utanır.
Arabadakiler konuşmaya
başlar:
ÇAĞLAR:
Çocuklar, şurada bir keyiflenmeye
geldik. Hem buraları mahvetmişsiniz hem de sohbetimizi bozdunuz.
VURAL, hemen araya utangaç bir sesle girer.
VURAL:
Bu pet şişeyi ben atmıştım sanırım.
HAKAN, HALİL: Şuradaki şişeleri biz bırakmıştık. Kırılmış onlar da.
KARAM
: O kırık camlarla da ağaca “BARBİE” yazısını sen yazmıştın ÇİĞDEM, peçeteleri
de SAVAŞ’ın peşinden koşarken mermi niyetine kullanmıştın hatırlasana. (
kinayeli bir tavırla)
ÇİĞDEM utanır. Bu
sessizlikte KARAM konuşmaya başlar:
KARAM:
Arkadaşlar! Siz insanlar, yanlışları yaparken fark etmiyorsunuz. Bu çöplerin
hepsini de siz attınız ve sonuçta etraf bu hale gelene kadar yaptığınız yanlışı
anlamadınız. Suçu hep başkalarına atıyorsunuz. Başkalarının hatalarını görüyor
kendi hatalarınızı görmüyorsunuz. Buraya ilk geldiğinizde ne dediniz “ Burayı
kim bu hale getirdi? ” diye sordunuz. Oysa burayı bu hale getiren sizsiniz.
Öğrendiğiniz şeyleri uygulayamıyorsunuz. Hem doğayı çok seviyor hem de
kirletiyorsunuz. Buradaki büyükler de size böyle kötü örnek oluyorlar işte.
Arabadakiler de utanır.
EMRE:
Haklısın KARAM ve burası bizi uyarmıştı aslında. Bize ceza vermek istercesine dikenler
devamlı çoğalıyordu. Çevrenin, toprağın kendini savunmasıydı sanki bu dikenler.
Bizi korkutup kaçırmak istediler belki de. Biz fark etmeden doğaya savaş
açmışız ve doğa da bize karşı silah gibi bu dikenleri kullanıyor kendini
savunmak için.
TÜLAY:
Biz doğaya açtığımız savaşla sadece kendimize zarar veriyoruz. Bak, şimdi oturacak bir yer bile bulamıyoruz.
CEM:
Evet etrafı kirlettiğimiz için bu yer bize çok kızmış olmalı.
Sessizlik olunca suçlayıcı bir tavırla KARAM
lafa girer:
KARAM:
Ayrıca sizin yüzünüzden, onca saat yumurtalarımı aradım. Bu kadar çöp olmasaydı
etrafta aramama gerek kalmazdı.
Çocuklar hep birlikte
şaşkınlıkla birbirlerine bakarlar. Bazısı da kikirder.
EMRE:
Şuranın görüntüsüne bakın hiç hoş değil. Ayrıntılar çok önemli işte arkadaşlar.
Bizim için küçük bir şey gün gelip kocaman bir sorun olabiliyormuş demek. Attığım
çekirdek kabukları gibi.
FİLİZ
: Ben bir daha hiç bir şey atmayacağım
yerlere. Küçücük bir çöp bile.
CEM:
Arkadaşlar özür dilemeyi öğrenmiştik. O halde şimdi elimize eldivenleri geçirip
bu çöpleri temizlemeliyiz. Böylece özür dilemiş oluruz.
Çağlar birden elini kaldırıp:
ÇAĞLAR: Durun çocuklar! Madem size hep kötü örnek oluyoruz, bu defa da iyi
örnek olalım ve çöplerimizi biz de toplayalım.
VURAL, HAKAN,
HALİL : Haydi, o zaman başlayalım!
Çocuklar, alkışlayarak
sevinirler.
FİLİZ
: Bir dakika bir dakika ! Amaaaaa önce hep birlikteeeeeee :
Aynı anda çocuklar el ele
tutuşurlar. Beraberce bağırırlarken aynı anda hafiften müzik girer.
ÇOCUKLAR: Doğa senden özür dileriz. Memleketim senden özür dileriz (2 defa)
Müzik hafiften çalmaya devam
eder.
Sonra ayrılırlar sahneye
dağılırlar. ÇİĞDEM kazıdığı ağacın önüne gelir.
ÇİĞDEM:
Ağaç, senden özür dilerim!
FİLİZ:
Toprak ,senden özür dilerim!
EMRE:
Güzel mahallem ,senden özür dilerim!
AKIN:
Bank.senden özür dilerim! (Bankın önüne gelerek)
SAVAŞ:
Çiçekler ,sizden özür dilerim. (çiçeklerin eskiden olduğu yere gelerek)
TÜLAY:
Küçük dere ,senden özür dilerim.
CEM TÜLAY’ın yanına gelerek:
CEM:
Ben de özür dilerim.
Sonra hep beraber tekrar ele
ele tutuşurlar .
EMRE :
Haydi ,arkadaşlar ! Şimdi hep beraber: “GÜZEL
EVİM ÇANAKKALE, SEVGİLİ YURDUM TÜRKİYE! SÖZ VERİYORUZ YEŞİLİNİ, SUYUNU,
TOPRAĞINI DAİMA KORUYACAĞIZ.”
FİLİZ seyircilerden de
katılmalarını isterler.
FİLİZ:
Sevgili Çanakkaleliler hep beraber söz verelim. Biz söyleyeceğiz, siz de tekrar edin lütfen.
Oyuncular hep birlikte:
OYUNCULAR: GÜZEL EVİM ÇANAKKALE
SEYİRCİLER: AYNISI
OYUNCULAR: SEVGİLİ YURDUM TÜRKİYE
SEYİRCİLER: AYNISI
OYUNCULAR: SÖZ VERİYORUZ
SEYİRCİLER: AYNISI
OYUNCULAR: YEŞİLİNİ
SEYİRCİLER: AYNISI
OYUNCULAR: SUYUNU
SEYİRCİLER: AYNISI
OYUNCULAR: TOPRAĞINI
SEYİRCİLER: AYNISI
OYUNCULAR: DAİMA KORUYACAĞIZ
SEYİRCİLER: AYNISI
O esnada Ayten ALPMAN ‘dan
ya da Yonca Lodi’ den “Memleketim” şarkısı çalınmaya başlar ve oyuncular el ele
bu şarkıyı sanatçıyla söylerler.
Yazan:
M. Teoman AK
2009- İzmir

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder